Εμφάνιση αναρτήσεων με ετικέτα TOMER. Εμφάνιση όλων των αναρτήσεων
Εμφάνιση αναρτήσεων με ετικέτα TOMER. Εμφάνιση όλων των αναρτήσεων

Πέμπτη 10 Φεβρουαρίου 2011

(1-7-*) gibi / kadar

γενικά εναλλακτά, το ένα δηλώνει σύγκριση και το άλλο παρομοίωση, σημαίνουν "όσο", "όπως", "περίπου"
προσοχή
Bu elbiseyle Merilin Monroe gibi olmuşsun.
Bu elbiseyle Merilin Monroe kadar/gibi güzel olmuşsun.

το 3ο πληθυντικό είναι "onlar gibi" όχι "onların gibi"

(1-7-2) KOŞAÇ TÜMCESİ (gelecek zaman) olacak

Zengin olacak misiniz?
Cennette eşler beraber olacaklar mı?
Bir avuç toprak olmayacak mıyım? bir avuç toprak olmayacak mısın? bir avuç toprak olmayacak mı?

Δευτέρα 7 Φεβρουαρίου 2011

(2-5-3) DİLEK (hikaye) KİPİ (eğer)

Örneğin "coğrafyada" "ekliptip düzlemi bilmem ne açı yapmasaydı aşağıdakilerden hangisi oluşmazdı" falan gibi... "Mevsimler oluşmazdı" diye ...

(2-5-2) KOŞUL KİPİ (koşaç tümceleri) -(y)sE

Ne zaman hastaysan, mutsuzsan, depresyondaysan, seni teselli etmeleri için, sana bakmaları, sana özen göstermeleri için bir sebep yaratırsın ...

Meğerse sahtekârın tekiymiş.

(2-5-1) KOŞUL KİPİ zaman + -(y)sE (< i-se)

Birini kötülemeye çalışırsan asla amacına ulaşamazsın.
Kaloriferle soğutmaya çalıştıysan, gurur yapmıştır, küsmüştür sana alet!
Rakiple çalışıyorsan konkura gelme istemem!
Yok eğer karakalem çalışacaksan da kullanılan kalemin çok önemi yok.
Vaktiyle bir seminere devam etmiş, bir işyerinde çalışmışsan, belge al; bunlara bakıp sana not veriyorlar.

Gelmem gerekmiyorsa kalmak istediğimi söyledim.
Çalışman gerekiyorsa biraz daha düşünmelisin ve her ihtimale yer vermelisin.
Ama hemen böyle gitmesi gerekiyorsa, bari oğlunu da yanına almaşındı.
Mutlaka antibiyotik ilaç almamız gerekmiyorsa mümkün oldukça kullanmamalıyız.
Bilgisayarınızı açık tutmanız gerekmiyorsa geceleri güç kaynağınızı kapatabilirsiniz.
Eğer, aday olmak için memuriyetten filan istifa etmeleri gerekmiyorsa onları il genel meclisinin birinci sırasına yazalım.

(2-4-3) ULAÇLAR (-Di)...-(y)Eli

Bu düşüncesinde haklı çünkü doğdu doğalı hep bu sandalyedeyim, doğdu doğalı beni hep birileri tuttu ve hep birilerine yaslanarak ayakta.
Antibiyotikler almaya başladım başlayalı 2 kilo almışım.

προσοχή σε συνδυασμούς καταφάσεων αρνήσεων που δεν επιτρέπονται
επίσης το πρώτο σκέλος πάντα σε κατάφαση

(2-4-2) ULAÇLAR -Dİk + iyelik + -(n)dEn beri

Bu haftaki bağlantı sorunlarını oyuna başladığımdan beri yaşamadım.
Kendime yalan söylemeye başladığımdan beri kimseye inanmıyorum.
Çirkin olduğumuzdan beri ne yapabilirim?
Sevgili olduğumuzdan beri neredeyse hiç adımı söylemedin.

(2-4-1) İLGEÇLER -DEn beri / -Dİr

γενικά είναι εναλλακτά
προσοχή τα ocak, subat..., sabah..., 2010 μόνο με beri
στην κατάφαση μόνο με şimdiki zaman
στην άρνηση μόνο geçmiş zaman

Dün sabah Gazetecilere Özgürlük Platformu, düzenlediği basın toplantısında dört aydan beri yapılan çalışmaları açıkladı.
Kocaeli'de dün akşam saatlerinde çıkan yangın tam 18 saattir söndürülemedi.
4 Ocak'tan beri yüzde 50'ye varan oranlarda indirimli.
Bak dörde geliyor, ben saat birden beri seni uyandırmak için uğraşıyorum.

(2-6-3) İŞTEŞ ÇATI+ETTİRGEN ÇATI -(İ)ş- + -tİr-

Beni ailenle tan-ış-tır-ır mısın?

(2-6-2) ÇOKLU ETTİRGEN ÇATI -(İ)t-/-D‹ir-/-Er-/-İr- + -t-/-tİr-

Atatürk olsaydı şimdi beni çoktan öl-dür-tür-dü.
Eski sevgilisinin boğazını, yeni sevgilisine ustura ile kes-tir-t-ti!

(2-6-1) ETTİRGEN ÇATI (İ)t-/-Dir-/-Er-/-ir-

ανά περίπτωση έχει έννοια
talep, emir, yol açma, zorlama, neden olma, destek, izin, yardım, sağlama
ettirmek: /a/ to have {someone} do or make {something}.
προσοχή στην πτώση του αντικειμένου
ανάλογα με το ρήμα - αμετάβατο ή μεταβατικό -
αιτιατική ή δοτική


Ekonomik kriz cüzdan yıkattı.
Erdoğan için yolları gülsuyu ile yıkattı.
Cumhuriyet Halk Partisi İlçemizdeki 18 Camiyi temizletti.
Ünlü aktris Pamela Anderson, katıldığı televizyon programında gösterdiği dekoltesi ile yine göğüslerini konuşturdu.
Bu afişler Erdoğan'ı fena kızdırdı!
'Türkiye, NATO'ya prestij kazandırdı' - Abdullah Gül, dönüş yolunda konuştu, Türkiye'nin tavrının NATO'ya prestij kazandırdığını söyledi.
MHP'li Başkan AKP sözcüsünü konuşturmadı.

(2-7-3) (İŞTEŞ)+(ETTİRGEN)+(EDİLGEN) ÇATI -(İ)ş-/-tir-/-il-

Filim baslamadan önce, 8 kadindan üçü ve yönetmen ile tan-iş-tir-il-di kalabalik seyirciler.

Program suresince katilimcilar ev sahibi ulkenin vatandaslarina ve kulturune tan-iş-tir-il-ir.
Cevat Bey, gazeteci adayini Istihbarat Sefi Vahap Uyar'la tan-iş-tir-ir ve onun yaninda ise baslayacagini soyler.
Okulda alakasız biriyle nasıl tan-ış-ıl-ır?
Allah tüm insanların da babası olarak tan-ıt-ıl-ır, tüm inananlar da onun çocukları olarak tan-ıt-ıl-ır.

(2-7-2) tarafından/-CE ÖBEĞİ

προσοχή δεν είναι απόλυτα εναλλακτά

... olup olmadığı resmi belgeler dışında yönetim-öğretmenler-veliler tarafından oluşturulacak ortak bir komisyon tarafından takip edilir.
Milli Savunma Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı temsilcilerinden oluşan ortak bir komisyonca yapılacak.

(2-7-1) EDİLGEN ÇATI -il-

ρήματα όπως τα  düşmek, ölmek, yaşlanmak, batmak, erimek, δεν έχουν EDİLGEN ÇATI

(2-8-3) ORTAÇLAR (sözlüksel) -(E/İ)r/-mEz/-Dik/-(y)EcEk/-mİş

με προσθήκη κατάληξης στη ρίζα ρήματος προκύπτει όνομα.
δεν υπάρχει κανόνας.

Batı Anadolu'nun en büyük akarsuyu olan Menderes Nehri,Aydın'ın Bozdoğan İlçesi sınırları içindeki Kemer Barajı'ndan su alıyordu.
Bütün bunlar denenmiş “önlemler”dir ve “çıkmaz yol”a inatla girme denemeleridir.
Ve ne zaman geçmiş hayat, bakıp kalıyorsun öyle...
Tel dolaplarda yiyecek içecek saklayan Türk insanı için vazgeçilmez bir ev eşyası olmuştu.
Üstelik bu grubun tanıdık insanlardan oluşmasının hiçbir önemi yoktur.
Türkiye'de hala üzerime göre giyecek elbise bulamıyorum.
86 ülke arasında en yüksek gelir vergi oranı ise yüzde 62.3 ile AB ülkelerinden Danimarka'da gözleniyor.
Bu beklenmedik olay da bir skandal olarak tarihe geçti.
Ana yemekle birlikte kızarmış patates yerine parmak havuç ya da gazlı içecek yerine portakal suyu seçilebiliyor.

Κυριακή 6 Φεβρουαρίου 2011

(2-3-3) ULAÇLAR ken

gelirken geliyorken gelmişken

Giderken umut verdi gelirken vazgeçti.
Böylelikle siz işinize konsantre olmuş çalışıyorken, ekranda beliren su şişesi size su vaktinin geldiğini hatırlatır.
Genel Başkanımız bile günde 14 saat çalışıyorken bizim de en az onun kadar çalışmamız gerekiyor.
Turizm, organizasyon, pazarlama ve halkla ilişkiler gibi sektörlerde çok da severek çalışıyorken kızım doğduktan sonra geri dönemedim.
5 bin euro ile çalışıyorken emekli olunca 4 bin euro ile emekli oluyorsun.
Prensesi Sezen vergi denetmeni olarak çalışıyorken de PR ondan soruluyor.
Bunların hepsini motor çalışıyorken yapmayı denesene!

 Bugün işe yeni alacağımız kişileri seçerken kuaförlük yeteneklerinden çok kişilikleri, iletişim yetenekleri, dost canlısı olup olmadıklarına bakıyoruz.
Saç rengine karar verirken üç seçeneğiniz var. Fısıldamak, konuşmak ya da bağırmak.
Kuaförler genelde kısa saçtan hoşlanırken ben uzun saçtan hoşlanırım ama çok bakımlı olmalı, parlamalı ve sağlıklı olmalı, yoksa kestirin.

Bunun hukukla çözülmesi önümüze gelmişken hukukun yanından dolanma şekline sokulması üzüntü verici.
Yeri gelmişken. Duydunuz mu?

(2-3-2) DİLEK (hikaye) KİPİ (keşke)

Keşke daha erken gelseydi.
Nilşah dedi keşke taksiyle gitseydiler.
Zencilere, "onu sen silebilirsin," diyorsun, aptal keşke sen yapabilseydin.

Keşke tekrar çocuk olabilseydi. Keşke tekrar komşusunun kızı ile lunaparka ilk kim gidecek yarışması yapabilse, lunaparka girer girmez salıncağa doğru son sürat koşabilseydi.

Keşke diyosun. Yapsa mıydım? Aslında bazı şeyleri yapmaman da sana bişeyler katıyor. Ama ? Durup bi düşünüyosun. Onları da yapsa mıydım?

Acaba kimliklerine baksa mıydık?

(2-3-1) DİLEK KİPİ -sE

υπάρχουν μόνο δυο μορφές: -sa/-se και -saydi/-seydi της επόμενης ενότητας.
κανένας χρόνος ή -miş πέραν της ρίζας του ρήματος

Kadın olsam herhalde değil kesinlikle Brad'e âşık olurdum.
Bir kuş olsam ve kaçsam, istediğim yere gidebilsem.
Ben olsam şöyle yaparım.

Dur sen anlamadın beni, ben nasıl olsa sana bir hediye alacağım istesen de istemesen de.
Sen istesen de istemesen de demokrasi gelecek ulan bu memlekete...
Siz gelseniz de gelmeseniz de olacağı buydu.

(2-2-3) İŞTEŞ ÇATI -(İ)ş-

αλληλοπαθή

bulmak: Arayarak veya aramadan bir şeyle, bir kimse ile karşılaşmak
buluşmak: Bir araya gelmek, Karşılaşmak


vedalaşmak: Ayrılırken birbirine esenlik dilemek, esenleşmek
haberleşmek: Bir durumu karşılıklı olarak iletmek, karşılıklı olarak haber alıp vermek, iletişmek, muhabere etmek.
iyileşmek: İyi duruma gelmek

(2-2-2) DÖNÜŞLÜ ÇATI -(İ)n-

αυτοπαθητικά
προσοχή το kendi- περιλαμβάνεται στην έννοια του ρήματος - είναι λάθος να χρησιμοποιείται.

Bu okulun yöneticileri ne kadar övünse azdır!
Sen çekil aradan. Genel başkanlarımız tartışsın.

μερικοί ορισμοί
almak: Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak
alınmak: Alma işi yapılmak

bakmak: Bakışı bir şey üzerine çevirmek
bakınmak: Çevreye göz gezdirmek, araştırmak
 
görmek: Göz yardımıyla bir şeyin varlığını algılamak, seçmek
görünmek: Görülür duruma gelmek, görülür olmak, gözükmek


hazırlamak: Bir şeyi kullanılacak, yararlanılacak duruma getirmek
hazırlanmak: Hazır duruma getirilmek, Hazır olmak, kendini hazırlamak